Bölgenin tarihsel ve jeopolitik önemini tayin eden temel unsur, şüphesiz cennet vatanımızın coğrafi konumudur. Anadolu’yu Çukurova üzerinden Şam-ı Şerif’e, Kudüs-ü Şerif’e ve Akdeniz’e bağlayan yolların kesişim noktasında yer alan Hatay, Mezopotamya’nın denize açılan en muhafız kapısıdır. Amik Ovası, Amanos Dağları’nın sur misali yükselen geçitleri ve İskenderun Körfezi; asırlar boyunca orduların, gaza seferlerinin, ticaret kervanlarının ve fikri hareketlerin kavşağı olmuştur. Bu bakımdan Hatay’ı idrak etmek; yalnızca bir şehir tarihini değil, İla-yı Kelimatullah sancağını taşıyan ecdadımızın ve Ön Asya’nın mukadderatını anlamak demektir. Bölgenin ismi de bu mukaddes geçmişin silinmez bir nişanesidir. M.Ö. ikinci binyılın sonlarında Amik Ovası merkezli ortaya çıkan ve kaynaklarda Hattena biçiminde anılan Geç Hitit siyasi varlığı, kelimenin tarihsel kökenini oluşturur. Modern dönemde bu adın bölgeye yeniden kazandırılması ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün millî şuurunun, tarih şuurunun ve devlet aklının bir tezahürüdür. Atatürk’ün 1930’lu yıllarda “Hatay” ismini kabul ve ilan etmesi; bu coğrafyanın bin yıllık öz-Anadolu toprağı, öz ve öz Türk yurdu olduğunu uluslararası siyasete haykıran tarihi bir duruştur.
Hititlerden Perslere, Seleukoslardan Roma ve Bizans’a; ardından İslam ordularının fethiyle şereflenen Doğu Akdeniz havzasından Selçuklu ve Osmanlı hâkimiyetine kadar pek çok medeniyet bu topraklarda mührünü bırakmıştır. Şehrin kalbi niteliğindeki Antakya (Antiokheia), ilk çağlardan itibaren ilmin, kültürün ve farklı inanç topluluklarının bir arada adaletle yaşadığı bir adalet beldesi olmuştur. Antakya’dan Samandağ’a, Kırıkhan’dan Reyhanlı’ya, İskenderun’dan Arsuz’a uzanan bu mukaddes coğrafya; minarelerinden ezanların yükseldiği camileri, türbeleri, tarihî dokusu ve çok katmanlı mirasıyla vatan toprağımızın zenginliğini simgelemektedir.
Ancak Hatay’ın taşıdığı ulvi değer, yalnız geçmişin hatıralarından ibaret değildir. Günümüzde Hatay; Türkiye Cumhuriyeti’nin sınır güvenliği, Doğu Akdeniz’deki hükümranlık haklarımız (Mavi Vatan), lojistik ve ağır sanayi kapasitemiz bakımından beka seviyesinde bir stratejik değere sahiptir. İskenderun Körfezi’ndeki limanlarımız, stratejik sanayi tesislerimiz ve enerji koridorlarımız, Hatay’ı ulusal ekonomimizin bel kemiklerinden biri kılmaktadır. Suriye sınırındaki hassas konumu ve Doğu Akdeniz’deki küresel güç mücadeleleri dikkate alındığında; Hatay’ın muhafazası ve sarsılmaz mevcudiyeti, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı ve bekasıyla eşdeğerdir. Hatay’ın anavatana katılış süreci de bu millî ve manevi zemin üzerinde okunmalıdır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında dayatılan işgal ve manda yönetimine rağmen Hatay halkı; dinine, diline, bayrağına ve ezanına sımsıkı sarılmış; “Ezelden beridir hür yaşamış” Türk milletinin asla boyunduruk kabul etmeyeceğini tüm dünyaya ilan etmiştir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hatay benim şahsi meselemdir” diyerek ortaya koyduğu sarsılmaz irade ve basiretli dış politika; tek bir vatan evladımızın burnu kanamadan tarihi bir zafere dönüşmüştür. 1938’de kurlanan Hatay Devleti Meclisinin oy birliğiyle aldığı katılım kararı neticesinde, 23 Temmuz 1939’da Hatay öz vatanına kavuşmuştur. 23 Temmuz; sadece idari bir sınır değişimi değil, Misak-ı Millî’nin tecelli ettiği, devlet ile millet iradesinin perçinlendiği ve al bayrağın altında güney sınırımızın emniyete alındığı mübarek bir zafer günüdür.
“Vatan sevgisi imandandır” şuuruyla hemhal olan Hatay halkı; asırlar boyunca farklı inanç ve kültürlerin bir arada kardeşçe, hürmetle yaşadığı örnek bir hürriyet ve sadakat iklimi tesis etmiştir. Bu köklü birlikte yaşama kültürü ve sarsılmaz vatan sevdası, millî birliğimizin ve devletimizin en sağlam çimentolarından biridir. Ne var ki, 6 Şubat 2023 tarihinde yaşadığımız asrın felaketi olan yıkıcı depremler, Hatay’ımızın şehir dokusuna ve insanımıza derin yaralar açmıştır. Yitirdiğimiz aziz canlarımızın acısı yüreğimizde ilk günkü tazeliğini korurken; devlet-millet el ele vererek bu muazzam imtihan karşısında tarihi bir dayanışma destanı yazılmıştır. Depremin ilk anından itibaren Hatay’ı bir an olsun yalnız bırakmayan, “Hatay bizim de şahsi meselemizdir” idrakiyle şehrimizin yeniden ihyası ve imarı için gece gündüz demeden liderlik eden Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Kabinesine ve gecesini gündüzüne katan tüm devlet kadrolarımıza şükranlarımızı sunuyoruz. Devletimizin kudreti, milletimizin duası ve basiretiyle Hatay; konutlarından tarihi eserlerine, altyapısından kadim mahallelerine kadar aslına uygun şekilde adeta yeniden dirilmektedir.
Bu kutlu ihya sürecinde İskenderun Teknik Üniversitesi olarak bizler de üzerimize düşen tarihî sorumluluğun tam anlamıyla bilincindeyiz. Mühendislikten denizciliğe, mimarlıktan teknolojiye kadar tüm ilmi ve akademik birikimimizi Hatay’ın ve devletimizin emrine sunmayı millî ve manevi bir ödev kabul ediyoruz. Zira devlete hizmet, millete hürmet ve bilimin ışığında geleceği inşa etmek, bu aziz vatana olan borcumuzun gereğidir. 23 Temmuz 1939’da Hatay’ı anavatanla kucaklaştıran o yüce şuur ve sarsılmaz iman; bugün de depremin yaralarını saran, bu mübarek toprakları bilimle, sanayiyle, üretimle ve medeniyet değerlerimizle yeniden ayağa kaldıran en büyük güvencemizdir.
Hatay’ın anavatana katılışının 87. yıl dönümünde; başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşları olmak üzere, bu toprağı bizlere vatan kılan aziz şehitlerimizi, gazilerimizi, 6 Şubat depreminde rahmet-i rahmana kavuşan vatandaşlarımızı ve millî iradeden taviz vermeyen Hataylı büyüklerimizi rahmet, minnet ve dualarla yâd ediyorum.
Hatay’ın Anavatana Katılış Günü kutlu olsun. Cenab-ı Hak devletimizi payidar, milletimizi bahtiyar, birlik ve beraberliğimizi daim eylesin.