Prof. Dr. Mehmet DURUEL
İskenderun Teknik Üniversitesi Rektör
Takvimler bazı günleri geride bırakır; milletler ise bazı günleri geleceğe taşır.
Çünkü tarih, yalnızca yaşanmış olayların kronolojik bir dökümü değildir. Tarih; bir milletin hangi değerlerle ayakta kaldığının, hangi imtihanlardan geçerek olgunlaştığının ve yarınlara hangi mirası bıraktığının kolektif hafızasıdır. Bu sebeple bazı tarihî eşikler, yaşandıkları günün sınırlarını aşarak nesiller boyunca yeniden okunur, yorumlanır ve kurumsal bir şuur hâline gelir. Hain FETÖ darbe teşebbüsünün üzerinden geçen on yıl, bizlere 15 Temmuz’un sadece bertaraf edilmiş bir saldırı olmadığını; devlet ile millet arasındaki güven bağının, ortak aidiyet duygusunun ve toplumsal dayanıklılığın kurumsallaştığı dinamik bir dönüm noktası olduğunu göstermektedir.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen bütünleşik iletişim stratejisinin bu yılki özeti olan “İrade Bizim, Zafer Bizim!” vizyonu, tam da bu köklü sosyolojik gerçeğe işaret etmektedir. İrade, salt anlık bir savunma refleksi değil; yüksek bir bilinç durumudur. 15 Temmuz gecesi bu irade üç temel düzlemde tecelli etmiştir: Sayın Cumhurbaşkanımızın liderlik iradesi, bu çağrıya tereddüt etmeden meydanlara akın ederek karşılık veren aziz milletimizin iradesi ve devletimizin tüm kurumlarıyla demokrasiyi koruma iradesi. Bu üçlü sacayağı, Türkiye’nin kendi geleceğini kendi kararlarıyla inşa etme azminin en somut tarihî vesikasıdır.
Peki, onuncu yılında asıl üzerinde durmamız gereken soru nedir? Bu kurucu hafızayı, yapay ve mekanik söylemlerden uzak, derinlikli bir şuurla gelecek nesillere nasıl aktaracağız?
Hafıza, kendiliğinden yaşamaz. Her nesil onu kendi çağının diliyle, bilimin ve aklın süzgecinden geçirerek yeniden üretmek zorundadır. İşte tam bu noktada, üniversitelerin tarih ve toplum karşısındaki akademik sorumluluğu başlamaktadır. Üniversiteler sadece bilim üreten mekanik alanlar değil; bir milletin geleceğe dair iddiasını, karakterini ve entelektüel sermayesini inşa eden kurumlardır.
İçinde bulunduğumuz bilgi toplumunda bağımsızlık ve egemenlik kavramları yepyeni bir paradigmaya evrilmiştir. Bugün bir ülkenin gücü ve vatan müdafaası; laboratuvarlarında geliştirilen projelerle, AR-GE merkezlerinde üretilen yerli teknolojilerle, yazılan özgün algoritmalarla ve savunma sanayiinde ortaya koyduğu vizyonla ölçülmektedir. Artık bir mühendisin geliştirdiği yerli yazılım, bir akademisyenin insanlığın hayrına ürettiği bilimsel bilgi ve bir gencin ülkesine dair kurduğu büyük hayaller, çağımızın en stratejik vatan hizmetidir. Gençlerimizin bu yıl “Millî Hafıza Projesi” kapsamında ortaya koyduğu yoğun katılım ve üretim arzusu, bu bilincin yeni nesilde ne kadar diri olduğunun en net göstergesidir.
İskenderun Teknik Üniversitesi olarak bizler, öğrencilerimizin yalnızca teknik birer meslek sahibi olmalarını yeterli görmüyoruz. Temel amacımız; ülkesini seven, analitik düşünme becerisine sahip, millî sorumluluk bilinciyle bilimsel etiği birleştirebilen nesiller yetiştirmektir. Asırlar boyunca medeniyetlerin buluşma noktası olan ve yaşadığımız büyük deprem felaketinin ardından dayanışmayla, ilimle ve üretimle yeniden ayağa kalkan kadim şehrimiz Hatay, bu toplumsal direncin anlamını en iyi bilen yerdir. İSTE, bu coğrafyanın ve ülkemizin geleceğine yön veren bir fikir ve teknoloji üssü olarak yoluna kararlılıkla devam etmektedir.
15 Temmuz’un onuncu dönüm noktasında, omuzlarımızdaki bu büyük sorumluluğun bilinciyle; aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. İnanıyorum ki bu aziz millet, geçmişinden aldığı ilham ve bilimin rehberliğiyle, Türkiye Yüzyılı’nı daha güçlü adımlarla şekillendirecektir. Çünkü bir milletin gerçek gücü, yalnızca hatırladığı zaferlerde değil; o zaferlerin yüklediği tarihî sorumluluğu omuzlayabilen nitelikli nesillerinde saklıdır.












