Antakya’nın
Sessiz Tanıkları
Ressam Sanatçı Ahmet Alhas, fırçasıyla kentin bellekten silinmeye yüz tutmuş sokaklarını, yüzlerini ve ruhunu tuvale taşıyor.
Haziran 2026’da sanatseverlerle buluşacak yeni bir resim sergisi, Antakya’nın tarihi sokaklarını, insanlarını ve kolektif belleğini tuvale aktarıyor. Sanatçı, sergiyle birlikte kaleme aldığı manifestosunda eserlerinin salt bir belgeleme çabası olmadığını, aynı zamanda bir hatırlama eylemi olduğunu vurguluyor.
Manifesto, sanatçının Antakya’ya bakışını çarpıcı bir sadelikle ortaya koyuyor: “Antakya benim için yalnızca bir kent değil; taşlara sinmiş hikâyelerin, pencerelerde kalan ışığın, unutulmaya direnen yüzlerin evidir.” Bu cümleler, serginin ruhunu özetliyor. Dar sokakların derinliğinde geçmişle bugünün iç içe geçtiği bir şehrin portresi çiziliyor her tuvalde.
Sanatçı, resimlerinde mekânların görsel kaydını tutmakla yetinmediğini açıkça ifade ediyor. “Bir ustanın nasırlı ellerinde yılların emeğini, yağmurla parlayan taş sokaklarda yalnızlığı ve umudu, eski evlerin yorgun yüzlerinde ise kentin belleğini anlatmaya çalıştım” diyen sanatçı, her eserini bir anlık kaydın ötesinde duygusal bir tanıklık olarak sunuyor.
Fırça darbelerim bir belgeleme çabasından çok, bir hatırlama eylemidir. Çünkü kaybolan her sokak, unutulan her hikâye insanlığın ortak hafızasından eksilen bir parçadır.
— Sanatçı Manifestosu, Haziran 2026
Sergi, yalnızca bir şehre özgü bir çağrı değil; kentsel hafızanın evrensel kırılganlığına dair güçlü bir tez sunuyor. Antakya’nın geçmişiyle bugününün renk ve form diliyle nasıl bir araya getirilebileceğini sorgulayan eserler, ziyaretçiyi derin bir sessizliğe davet ediyor.
Manifesto, tuvalin anlamını da yeniden tanımlıyor: “Tuval benim için yalnızca boya sürülen bir yüzey değil; insanın kendine, yaşadığı şehre ve zamana tuttuğu aynadır.” Bu yaklaşım, serginin özgün ve sarsıcı bir derinlik kazanmasını sağlıyor. Eserler aynı zamanda Antakya’nın geçmişine duyulan özlemi, bugününe duyulan sevgiyi ve yarınına dair umudu renklerle dile getiriyor.
Her sokak bir hikâye,
Her yüz bir hatıra,
Her renk bir izdir.
Sergi, 6 Şubar Depremlerinden geriye kalan Antakya sokaklarında hafızalarda kalan izlerin peşinden gitmek isteyenlere açık bir davet niteliği taşıyor. Bu eserler önünde durmak; bir kentin değil, insanlığın ortak belleğinin içinden geçmek demek.














