<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ohal &#8211; Ekogündem Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://ekogundem.org/tag/ohal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ekogundem.org</link>
	<description>Ekonominin Nabzı &#124; (0326) 613 04 64</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Dec 2021 14:16:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İHD İskenderun Şube Başkanı Coşkun Selçuk: “İnsanlığın varoluşunu tehdit eden küresel krizden çıkışın tek yolu değerlere sahip çıkmaktır.”</title>
		<link>https://ekogundem.org/2021/12/10/ihd-iskenderun-sube-baskani-coskun-selcuk-insanligin-varolusunu-tehdit-eden-kuresel-krizden-cikisin-tek-yolu-degerlere-sahip-cikmaktir/</link>
					<comments>https://ekogundem.org/2021/12/10/ihd-iskenderun-sube-baskani-coskun-selcuk-insanligin-varolusunu-tehdit-eden-kuresel-krizden-cikisin-tek-yolu-degerlere-sahip-cikmaktir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ekogundem]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Dec 2021 13:59:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa gereği olan AİHM kararlarının uygulanmaması]]></category>
		<category><![CDATA[belediyelere atanan kayyımlar]]></category>
		<category><![CDATA[BM Genel Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[HDP’ ye açılan kapatma davası]]></category>
		<category><![CDATA[İfade özgürlüğünün kısıtlanması]]></category>
		<category><![CDATA[İHD İskenderun Şube Başkanı Coşkun Selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[İHD İskenderun Şube Başkanı Coşkun Selçuk: “İnsanlığın varoluşunu tehdit eden küresel krizden çıkışın tek yolu değerlere sahip çıkmaktır.”]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadına yönelik şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt sorununda yaşanan çözümsüzlük politikası]]></category>
		<category><![CDATA[milletvekili tutuklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[sığnmacılara karşı ırkçı saldırı ve sömürü]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye ‘de insan hakları açısından endişe verici]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanan ağır yoksullaşma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ekogundem.org/?p=65051</guid>

					<description><![CDATA[İHD İskenderun Şube Başkanı Coşkun Selçuk, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 73. Yılında yaptığı açıklamada; “ekonomik krize karşı ekonomik ve sosyal haklarımızı, covid-19 pandemi koşullarında sağlıklı yaşam hakkımızı, savaşa karşı barış hakkımızı savunuyoruz!” mesajı verdi. Covid-19 pandemisinin yol açtığı siyasal, sosyal, ekonomik, etik vb. boyutları olan küresel krizin etkileri hala devam ettiğine dikkat çeken [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İHD İskenderun Şube Başkanı Coşkun Selçuk, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 73. Yılında yaptığı açıklamada; “ekonomik krize karşı ekonomik ve sosyal haklarımızı, covid-19 pandemi koşullarında sağlıklı yaşam hakkımızı, savaşa karşı barış hakkımızı savunuyoruz!” mesajı verdi.</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="" src="https://ekogundem.org/wp-content/uploads/2021/12/ihd-10-aralrk-insan-haklari-gunu.jpg" width="1185" height="667" /></p>
<p><strong>Covid-19</strong> pandemisinin yol açtığı siyasal, sosyal, ekonomik, etik vb. boyutları olan küresel krizin etkileri hala devam ettiğine dikkat çeken <strong>İHD İskenderun Şube Başkanı Coşkun Selçuk,</strong> “Çünkü insanlığın varoluşunu tehdit eden bu küresel krizden çıkışın tek yolu söz konusu değerlere sahip çıkmaktır.”</p>
<p>İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin hazırlanması, Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde, 29 Nisan 1946 tarihinde, İnsan Hakları Komisyonu’nun kurulmasıyla başladığını anımsatan İHD Başkanı Selçuk açıklamamsında şu görüşleri dile getirdi:</p>
<p>“Komisyonca hazırlanan bir Giriş ve 30 maddeden oluşan İnsan hakları Evrensel Bildirgesi, 10 Aralık 1948 günü Fransa’nın başkenti <strong>Paris</strong>’te toplanan <strong>BM Genel Kurulu</strong>’nda kabul ve ilan edilmiştir. Türkiye, Evrensel Bildirge’yi, 27 Mayıs 1949 tarihli Resmi Gazete’de yayınlayarak yürürlüğe koymuştur. Evrensel Bildirge 500’den fazla dile çevrilmiştir. Bu özelliği ile de en çok dile çevrilen insan hakları belgesi olma özelliğini taşır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 4 Aralık 1950 tarihinde gerçekleştirdiği toplantıda, 423 (V) sayılı kararıyla “10 Aralık” gününü, “İnsan Hakları Günü” olarak ilan etmiştir.</p>
<p><strong>BM, İkinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı ağır insani yıkımın bir daha asla yaşanmaması için, barış, insan hakları ve demokrasi ideallerine dayalı uluslararası bir sistem oluşturma hedefiyle inşa edilmiştir. Bugün gelinen noktada maalesef bu ideallerin çok gerisinde kalınmıştır. Evrensel Bildirge’de yer alan hak ve özgürlüklere dayalı uluslararası bir düzen hâlâ kurulamamıştır. Maalesef BM, varoluş gerekçesiyle çelişir biçimde, hak ihlallerinin başlıca sebebi olan savaşları ve iç savaşları önlemede/sonlandırmada, mülteci krizlerine müdahalede, küresel çapta doğal ve kültürel mirasın korunmasında, yoksullukla ve adaletsizlikle mücadelede, başta kadınlara yönelik olmak üzere her türlü ayrımcılığı sonlandırmada yeterince etkin olamamaktadır. Gelinen aşamada güçlü devletlerin bir araya gelerek oluşturduğu çıkar ilişkileri, askeri ve ekonomik birliktelikler, insanların hak ve özgürlüklerini kullanmalarının önünde birer engele dönüşmüştür. Özellikle devletlerin demokrasi ve hukuk taahhüdünden giderek uzaklaşmaları insanlığın en önemli kazanımlarından birisi olan insan haklarının, hem bir referans sistemi hem de bir denetim mekanizması olarak zayıflamasına yol açmıştır. Covid – 19 pandemisi, uluslararası sitemin zaaf ve yetersizliklerini tüm çıplaklığı ile ortaya koyarken aynı zamanda bu kaygı verici gidişatın nereye doğru evrilebileceğini de göstermiş oldu.</strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-65052" src="https://ekogundem.org/wp-content/uploads/2021/12/ihd-10-aralrk-insan-haklari-gunu1.jpg" alt="" width="1569" height="883" srcset="https://ekogundem.org/wp-content/uploads/2021/12/ihd-10-aralrk-insan-haklari-gunu1.jpg 2048w, https://ekogundem.org/wp-content/uploads/2021/12/ihd-10-aralrk-insan-haklari-gunu1-300x169.jpg 300w, https://ekogundem.org/wp-content/uploads/2021/12/ihd-10-aralrk-insan-haklari-gunu1-1024x577.jpg 1024w, https://ekogundem.org/wp-content/uploads/2021/12/ihd-10-aralrk-insan-haklari-gunu1-768x432.jpg 768w, https://ekogundem.org/wp-content/uploads/2021/12/ihd-10-aralrk-insan-haklari-gunu1-1536x865.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1569px) 100vw, 1569px" /></p>
<p><em>Küresel salgının daha da derinleştirdiği bu kriz hali, maalesef Türkiye’de de tüm yoğunluğu ve ağırlığı ile yaşanmaktadır. Ülke, 2016 yılından bu yana önce doğrudan, 19 Temmuz 2018 tarihinden itibaren de resmen kaldırıldığı söylense de yapılan pek çok düzenleme ile kalıcılık/süreklilik kazandırılan bir OHAL rejimi ile yönetilmektedir. Bu durum/süreç, siyasal iktidarın gücünü sınırlandıran anayasacılık ilkesinin terkedilmesine, böylece hem hukukun hem de kurumların baskıcı rejimin birer “aracı” haline getirilerek keyfiyetin ve bilhassa da belirsizliğin kamusal alana hakim kılınmasına yol açmıştır. Özellikle bir yönetim tekniği olarak başvurduğu belirsizlik yaratma gücü, siyasal iktidara salgın koşullarını fırsata çevirme imkânı sağlamıştır. Salgının olağanüstü niteliği ile OHAL’i birbiriyle ilişkilendirerek erkini daha da merkezileştirip toplum üzerindeki baskı ve kontrolünü arttırmıştır. Salgınla mücadeleyi önleme ve koruma eylemi olarak değil de güvenlik sorunu olarak ele alan siyasal iktidar, böylesi durumlarda hep yaptığı üzere öncelikle insan haklarını iptal etmeye yönelmiştir. Sonuç ise başta bilgi edinme hakkı, yaşam hakkı, sağlığa erişim hakkı, çalışma hakkı, ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü olmak üzere tüm temel hak ve özgürlüklerin sistematik olarak ihlal edilmesi olmaktadır.</em></p>
<p><strong>Siyasal iktidarın ekonomiden toplum sağlığına kadar ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu haline getiren, toplumu kutuplaştıran, ülke içinde ve dışında şiddeti esas alan, bilhassa da Kürt sorununun ve uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem haline getiren politikaları sonucunda 2021 yılında ülkede yüksek sayılarda yaşam hakkı ihlalleri yaşanmıştır. Çok faklı toplumsal kesimlerden insanlar ya doğrudan kolluk güçlerinin şiddeti ya da devletin, “önleme ve koruma” yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu yapısal şiddetin veya üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen şiddetin sonucu yaşamlarını yitirmişlerdir. Denilebilir ki siyasal iktidarın baskı ve kontrole dayalı yönetme tarzı sonucu günümüzde tüm ülke adeta işkence mekânı haline gelmiştir. Devletlerin insan haklarına yönelik saygısının dolayımsız göstergesi olan hapishaneler, bugün Türkiye’de siyasal iktidarın hukuku bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanmasının sonucunda tıka basa dolu durumdadır. İfade özgürlüğünün kısıtlanması, kadına yönelik şiddet, belediyelere atanan kayyımlar, milletvekili tutuklamaları, anayasa gereği olan AİHM kararlarının uygulanmaması, yaşanan ağır yoksullaşma, mülteci,  sığnmacılara karşı ırkçı saldırı ve sömürü, Kürt sorununda yaşanan çözümsüzlük politikası, HDP’ ye açılan kapatma davası, Türkiye ‘de insan hakları açısından endişe verici konulardır.</strong></p>
<p>Var oluş nedenleri hak ihlallerinin son bulduğu, adalet, barış ve demokrasinin tesis edildiği bir ülke ve dünyaya ulaşmak olan bizler, dün olduğu gibi bundan sonra da tüm zorluklara karşın ihlalleri belgeleyip, raporlayarak görünür kılmaya, böylelikle önlemeye, cezasızlıkla mücadele etmeye ve insan haklarına saygıyı yükseltmeye devam edeceğiz.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekogundem.org/2021/12/10/ihd-iskenderun-sube-baskani-coskun-selcuk-insanligin-varolusunu-tehdit-eden-kuresel-krizden-cikisin-tek-yolu-degerlere-sahip-cikmaktir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SP: ERKEN SEÇİM ÜLKEMİZE HAYIRLI OLSUN</title>
		<link>https://ekogundem.org/2018/04/19/sp-erken-secim-ulkemize-hayirli-olsun/</link>
					<comments>https://ekogundem.org/2018/04/19/sp-erken-secim-ulkemize-hayirli-olsun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ekogundem]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2018 08:32:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[D-8]]></category>
		<category><![CDATA[ERKEN SEÇİM]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<category><![CDATA[Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Sadet Partisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ekogundem.org/?p=17977</guid>

					<description><![CDATA[Saadet Lideri Karamollaoğlu’ndan erken seçim değerlendirmesi: Paniklediler, lisan-ı hal ile diyorlar ki bizim, ülkeyi artık 2 ay bile yönetebilecek gücümüz yok! &#160; Bu Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, erken seçimin 24 Haziran’da yapılacağının açıklanması üzerine bir değerlendirme yaptı. Karamollaoğlu, açıklanan tarihin erken seçim değil baskın seçim tarihi olduğunu belirterek, şunları kaydetti: “Açıklanan tarih erken seçim değil [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-17978" src="https://ekogundem.org/wp-content/uploads/2018/04/sadet-partisi-karamollaoğlu-2.jpg" alt="" width="1152" height="768" srcset="https://ekogundem.org/wp-content/uploads/2018/04/sadet-partisi-karamollaoğlu-2.jpg 1152w, https://ekogundem.org/wp-content/uploads/2018/04/sadet-partisi-karamollaoğlu-2-300x200.jpg 300w, https://ekogundem.org/wp-content/uploads/2018/04/sadet-partisi-karamollaoğlu-2-768x512.jpg 768w, https://ekogundem.org/wp-content/uploads/2018/04/sadet-partisi-karamollaoğlu-2-1024x683.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1152px) 100vw, 1152px" /></p>
<p>Saadet Lideri Karamollaoğlu’ndan erken seçim değerlendirmesi: Paniklediler, lisan-ı hal ile diyorlar ki bizim, ülkeyi artık 2 ay bile yönetebilecek gücümüz yok!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, erken seçimin 24 Haziran’da yapılacağının açıklanması üzerine bir değerlendirme yaptı. Karamollaoğlu, açıklanan tarihin erken seçim değil baskın seçim tarihi olduğunu belirterek, şunları kaydetti: “Açıklanan tarih erken seçim değil baskın seçim tarihidir. Bu seçim tarihi AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın ne kadar paniklediğinin işaretidir. Uyum yasaları bile çıkmadan açıklanan bu tarih paniğin ve tükenmişliğin göstergesidir.  Lisan-ı hâl ile diyorlar ki; ‘bizim ülkeyi artık 2 ay bile yönetebilecek gücümüz yok.’ Maalesef bu iktidar hiçbir işi normal yollardan gerçekleştiremiyor. Hep anormal şeyler yapmak ve milleti şaşırtmakla meşguller. Biz söyledik. Hangi tarihte olursa olsun biz seçime hazırız. Ülkemize hayırlı olsun. Aceleyle, panikle, tükenmişlik psikolojisi içinde aldıkları bu karar inşallah ülkemiz için, milletimiz için hayırlı sonuçlara vesile olacaktır. En hayırlı sonuçlarından biri de milletimizin bu iktidardan en erken bir şekilde kurtulmasının vesilesi olacaktır.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Haftalık basın toplantısında konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu gündemi şu şekilde değerlendirdi;</p>
<p><strong>OHAL TÜRKİYE İÇİN DEĞİL AK PARTİ İÇİN UZATILIYOR</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye 20 Temmuz 2016 yılından beri OHAL ile yönetiliyor.</p>
<p>İlk OHAL ilan edildiğinde sadece 3 ay geçerli olacağı söylenmişti.</p>
<p>Bugün 7’nci kez uzatılacak.</p>
<p>Hiç lafı uzatmaya gerek yok. OHAL Türkiye için değil AK Parti için uzatılıyor.</p>
<p>Çünkü OHAL ile birlikte:</p>
<p><strong>&#8211; Kanun gitti, kararname geldi.</strong></p>
<p><strong>&#8211; Seçilmişler gitti, atanmışlar geldi.</strong></p>
<p><strong>&#8211; Bakanlar gitti, danışmanlar geldi.</strong></p>
<p><strong>&#8211; Ortak akıl gitti, tek akıl geldi.</strong></p>
<p><strong>&#8211; İstişare gitti, talimat geldi.</strong></p>
<p><strong>&#8211; Meclis gitti, Külliye geldi.</strong></p>
<p><strong>&#8211; Adalet gitti, mağduriyet geldi.</strong></p>
<p><strong> B</strong><strong>AHÇELİ’NİN ERKEN SEÇİM ÇIKIŞI</strong></p>
<p>İşte böyle bir ortamda, Bahçeli’nin açıklamaları erken seçimi gündeme getirdi.</p>
<p>Biz bu niyeti en başından beri biliyor, Türkiye’nin bir baskın seçimle karşı karşıya bırakılacağını her fırsatta ifade ediyorduk. Haklı çıktık.</p>
<p>Bu yüzden ilk andan itibaren yarın seçim varmış gibi çalışıyoruz.</p>
<p>Erzurum’dan Edirne’ye, Diyarbakır’dan Sivas’a adım adım Anadolu’yu dolaşıyoruz.</p>
<p>Ama Ağustos’ta ama Kasım’da…</p>
<p>Hangi tarih olursa olsun biz seçime hazırız.</p>
<p>Türkiye’nin bir değişikliğe ihtiyacı var. Bu değişikliğin tek yolu da seçimdir.</p>
<p>Biran evvel seçim olsun ki, elde kalan üç beş fabrikayı da satılmaktan kurtaralım.</p>
<p>Seçimi, baskına dönüştürerek muhalefeti hazırlıksız yakalamayı umanlar fena halde yanılacaklar.</p>
<p>Hiç kimsenin şüphesi olmasın bu seçimin anahtarı Saadet Partisi olacaktır.</p>
<p>Çünkü Saadet Partisi bu toprakların özüdür, ruhudur, mayasıdır.</p>
<p>Kardeşliğin, birlik ve beraberliğin teminatıdır.</p>
<p><strong>SAVAŞA DEĞİL, SEÇİME GİDİYORUZ</strong></p>
<p>Bu süreçte, AK Parti’nin bekasını Türkiye’nin bekası gibi görmek bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür.</p>
<p>Örneğin bir bakan, bu hafta aynen şu cümleleri kullandı<strong>:</strong><strong> “Mehmetçiğimiz cephede, Afrin&#8217;de savaşıyor. <u>Şimdi bir Kurtuluş Savaşı&#8217;ndayız.</u> Teşkilatlarımız da 2019&#8217;da bir <u>seçim savaşına hazırlanıyor</u>. 2019&#8217;daki bu <u>seçim savaşına Başkomutanımızın liderliğinde hazır mıyız? Allah gazamızı mübarek eylesin.”</u></strong></p>
<p>Biz, bu ifadeleri, toyluğuna ve heyecanına bağlıyoruz.</p>
<p>Siyaseti bir savaş gibi görenler, ülkeye huzur ve refah değil ancak kaos ve kargaşa getirirler.</p>
<p>Partiler birbirlerinin düşmanı değil rakibidirler.</p>
<p>Bu ülke bizim, bu ülke hepimizin.</p>
<p><strong>Yarın seçimlerde Ak parti gidecek ama devlet kalacaktır.</strong></p>
<p>Toplumu kutuplaştırarak oy devşireceğini sananlar hem kendilerine hem de bu ülkeye yazık ederler.</p>
<p><strong>SAYIN CUMHURBAŞKANI’NA ÇAĞRIDA BULUNUYORUM.</strong></p>
<p><strong>Bu hafta bir cümlede Sayın Cumhurbaşkanı’ndan alalım. </strong></p>
<p>Hani biz demiştik ya: <strong>“İktidara gelirsek bütün yatırımları durduracağız”</strong> diye.</p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanı buna içerlemiş ve cevap vermiş:</p>
<p>Demiş ki; <strong>“Şimdi birileri diyor ki, biz yatırımları durduracağız. Niyeymiş, yatırımlar üretmiyormuş. Göreve geldiğimizde 36 milyar dolar ihracat vardı, şimdi 160 milyar dolar.  Üreten ekonomi yok diyenler gözünüze, dizinize dursun. Üreten ekonomi olmasa sen IMF&#8217;ye borcu ödeyebilir miydin?&#8221;</strong></p>
<p>Evet, biz sözümüzün arkasındayız, Halep ordaysa arşın burada.</p>
<p>Çıkalım A Haber’e anlatalım:</p>
<p><strong>Türkiye üretiyor mu, tüketiyor mu?</strong></p>
<p><strong>Büyüyor mu, küçülüyor mu?</strong></p>
<p><strong>Güçleniyor mu, zayıflıyor mu? </strong></p>
<p><strong>Borç mu ödüyor, yoksa borçlanıyor mu? </strong></p>
<p><strong>Kim haklı kim haksız milletimiz karar versin.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>EKONOMİK RAKAMLAR </strong></p>
<p>Mesela İhracatı söylüyorsunuz da ithalatı neden söylemiyorsunuz?</p>
<p>&#8211; 2017 yılında ihracat yüzde 7,4 artmış, peki ithalat? Yüzde 17,7!</p>
<p>&#8211; 2018’in ilk üç ayında İhracat yüzde 9,1 artmış. Peki ithalat? Yüzde 22,7!</p>
<p>Dünyada ithalatın en fazla arttığı ülke Türkiye!</p>
<p>Neden bunlardan bahsetmiyorsunuz!</p>
<p>IMF’ye borcu ödedik diyorsunuz da;</p>
<p>&#8211; 453 milyar dolara çıkardığınız dış borcu neden söylemiyorsunuz!</p>
<p>&#8211; Yüzde 63,5’e ulaşan Dış ticaret açığını niye söylemiyorsunuz.</p>
<p>&#8211; Vatandaşın bankalara olan borcunun sizin döneminizde 70 kat arttığından niye bahsetmiyorsunuz.</p>
<p><strong>SURİYE SALDIRISI</strong></p>
<p>Bu saldırının en önemli hedeflerinden birisi, Ortadoğu’da barış ve istikrarın sağlanmasını engellemektir.</p>
<p>Özellikle <strong>Astana Süreci</strong> ile ortaya çıkan barış umutlarını sabote etmektir.</p>
<p>Türkiye, İran ve Rusya arasında yürütülen ve kısmen de olsa sonuç alınan müzakerelerdir.</p>
<p>Nitekim bu saldırının Putin, ruhani ve Sayın Erdoğan arasında gerçekleşen 3’lü zirvenin hemen artından gelmesi manidardır.</p>
<p>Hukukta bir kural vardır: En kuvvetli şahadet hasmın şehadetidir.</p>
<p>Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un<strong>&#8220;Biz bu operasyon ile Türkleri ve Rusları ayırmayı başardık. Türkler, kimyasal saldırıyı kınadılar ve ardından operasyonu desteklediklerini söylediler.&#8221;</strong> ifadesi bunun en açık ispatıdır.</p>
<p><strong>TÜRKİYE’NİN MEMNUNİYETİ</strong></p>
<p>Irak’ı işgal edenlerden Suriye’nin kurtuluşunu beklemek ancak bir akıl tutulması olabilir.</p>
<p>Mesele, ne Afrin, ne Duma, ne Menbiç, ne İdlip ne de Haleptir!</p>
<p>Asıl mesele Doğu Guta’nın değil, İsrail’in güvenliğidir.</p>
<p>Ortadoğu’da yaşanan istikrarsızlığın nihai amacı vaad edilmiş topraklar üzerinde Büyük İsrail’i kurmaktır.</p>
<p>Bu gerçekler ortadayken asıl sorun Türkiye’nin Dış Politika’da içine düştüğü savrulmadır.</p>
<p>Evet, halkı Müslüman bir ülkenin Miraç Kandili gecesinde vurulması büyük bir acıdır.</p>
<p>Ama en acısı;  bir Müslüman ülkenin üzerine bombalar yağarken bir başka Müslüman ülkenin bunu memnuniyetle karşılamasıdır.</p>
<p>Biz Türkiye’den ABD şakşakçılığı değil, İslam dünyasına umut olacak şahsiyetli bir duruş bekliyoruz.</p>
<p><strong>28 ŞUBAT DAVASI KARARLARI</strong></p>
<p>Bu hafta yaşanan bir başka önemli konu ise 28 Şubat davasının sonuçlandırılması oldu.</p>
<p>Buna göre: <strong>21 sanığın</strong> müebbet hapsine, <strong>68 sanığın</strong> da beraatine karar verildi.</p>
<p>Bilindiği gibi ceza alan sanıklar, yaş haddinden ve sağlık durumundan ötürü cezalarını çekmeyecekler.</p>
<p>Bu durum haklı olarak çeşitli tartışmalara yol açmış, kafalarda soru işaretleri doğurmuştur.</p>
<p>Biz hâkim ya da savcı değiliz. Ama bildiğimiz bir şey var:</p>
<p><strong>-Paşaya ayrı vatandaşa ayrı hukuk olmaz. </strong></p>
<p><strong>-Kanunların arkasından dolaşılarak adalet tesis edilemez. </strong></p>
<p>Bugün 28 Şubat mağduru olup hala hapiste olan 400’ün üzerinde insan var.</p>
<p>Bunların içinde kanser hastası olanda var, yaşı 80’e dayanmış olan da.</p>
<p>Eğer siz bir kesime adaleti işletip bir kesime işletmezseniz orada adalet terazisi çöker.</p>
<p>Adalet çökerse devlet çöker.</p>
<p><strong>ERBAKAN ABD’DEN MEMNUNİYET DUYSAYDI, 28 ŞUBAT OLMAZDI</strong></p>
<p>Biz kinci değiliz,  biz intikamcı da değiliz.</p>
<p>Paşalara müebbet verildi diye sevinecek, ya da serbest bırakıldılar diye üzülecek değiliz.</p>
<p>Ama 28 Şubat’la hesaplaşmak, ince hesaplar yapıp, hukukun arkasından dolaşmakla değil, 28 Şubat’ın sonuçlarını ortadan kaldırmakla olur.</p>
<p>O yüzden darbecilerle hesaplaşıyoruz diyerek kimse kimseyi kandırmasın.</p>
<p>Siz 28 Şubat’la gerçekten hesaplaşmak istiyor musunuz?</p>
<p><strong>&#8211; O zaman D-8’leri canlandırın. Çünkü 28 Şubat Erbakan D-8’leri kurduğu için yaptırıldı,</strong></p>
<p><strong>&#8211; Denk Bütçe yapın. Çünkü 28 Şubat faiz lobilerinin hortumu kesildiği için, milletin hakkı millete verildiği için oldu. </strong></p>
<p><strong>Daha net söyleyeyim:  Eğer Erbakan, Amerika’nın Irak’ı vurmasından memnuniyet duysaydı, emin olun 28 Şubat olmazdı. </strong></p>
<p><strong>Kimse kusura bakmasın 28 Şubat sonuçlarından istifade edenler 28 Şubat ile hesaplaşmaya giremezler. </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekogundem.org/2018/04/19/sp-erken-secim-ulkemize-hayirli-olsun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selçuk: OHAL&#8217;e karşıyız</title>
		<link>https://ekogundem.org/2017/01/10/selcuk-ohale-karsiyiz/</link>
					<comments>https://ekogundem.org/2017/01/10/selcuk-ohale-karsiyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oxy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2017 16:34:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İskenderun İHD Şube Eşbaşkanı Coşkun Selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<category><![CDATA[ohal darbe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ekogundem.org/?p=6853</guid>

					<description><![CDATA[İskenderun İHD Şube Eşbaşkanı Coşkun Selçuk, yaptığı yazılı açıklamada  OHAL’in kaldırılmasını istedi. “OHAL yasaklar rejimine dönüş demektir.” Diyen Selçuk,  İHD olarak OHAL’e karşı olduklarını şu cümlelerle açıkladı. “Çünkü OHAL hukuksuzluk demektir. OHAL keyfilik demektir. OHAL insan hakları ve özgürlüklerinin kullanılamaması, korunamaması demektir. OHAL pratikte yasama organının devre dışı bırakılması, ihlaller söz konusu olduğunda yargısal korumanın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İskenderun İHD Şube Eşbaşkanı Coşkun Selçuk, yaptığı yazılı açıklamada  OHAL’in kaldırılmasını istedi. “OHAL yasaklar rejimine dönüş demektir.” Diyen Selçuk, <strong> </strong>İHD olarak OHAL’e karşı olduklarını şu cümlelerle açıkladı.</p>
<p>“Çünkü OHAL hukuksuzluk demektir. OHAL keyfilik demektir. OHAL insan hakları ve özgürlüklerinin kullanılamaması, korunamaması demektir. OHAL pratikte yasama organının devre dışı bırakılması, ihlaller söz konusu olduğunda yargısal korumanın ve hukukun üstünlüğü ilkesinin rafa kaldırılması demektir.  Oysa Türkiye’nin ihtiyacı, özgürlükler rejimidir, demokrasidir, insan hakları ve özgürlüklerinin tanınması, kullanılması, korunması ve geliştirilmesidir.  OHAL demokrasinin reddidir. OHAL savaş politikası ve uygulamasıdır. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı barıştır. Barış ve demokrasi politikaları ve uygulamasıdır.  OHAL kaldırılmalıdır. Türkiye’nin, Türkiye toplumun ihtiyacı, barış ve demokrasi talebinin vücut bulacağı bir demokratik rejimdir.  Şu anda uygulanmakta olan OHAL rejiminde, devlet, demokratik tarzda değil despotizme yönelik tarzda yeniden yapılandırılmak istenmektedir. Anayasa değişiklikleri de bu nedenle ve yaşadığımız OHAL rejimi şartlarında gündeme getirilmektedir.”</p>
<p>Darbeye karı olduklarını  İHD olarak, darbe teşebbüsünde bulunanların, işledikleri suçlar nedeniyle, insan hakları hukuku ilkeleri dâhilinde, soruşturulmaları, kovuşturulmaları ve yargılanmalarını doğal karşıladıklarını belirten Şube Eşbaşkanı Coşkun Selçuk, şunları söyledi:</p>
<p>O meşum 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsünden sonra 21 Temmuz’dan başlamak üzere, 3 ay süreyle,  bütün Türkiye’de olağanüstü hal(OHAL) ilan edilmişti. OHAL, önce Ekim 2016 ve sonra da Ocak 2017 tarihlerinde üçer ay uzatıldı. Darbeciler, 173&#8217;ü sivil 246 kişiyi öldürmüş, 2 binden fazla insanı yaralamışlardı.</p>
<p>Darbe teşebbüsü bastırılmış ve tüm toplum kesimleri darbeye karşı çıkmışlardır. Darbeciler ve arkasındaki örgütle mücadele etmek için OHAL çıkarılmasına gerek yoktu. Çünkü, TBMM’de grubu bulanan tüm partiler bu konuda Hükümete yardım edeceklerini açıklamışlardı. Ancak, buna rağmen OHAL ilan edilmesi bir karşı darbe pratiğine dönüşmüş ve toplumsal muhalefet bir bütün olarak baskı altına alınmıştır. Nitekim, OHAL ilanı sonrası çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile OHAL ilanını gerekli kılan konuları tamamen aşan uygulamalar yaşanmış ve yaşanmaktadır. Anayasa’nın 15.maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15 ve Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 4.maddesindeki yükümlülüklerin azaltılması ile ilgili hükümleri aşan bu uygulamalar,  pek çok insan hak ve özgürlüklerinin ihlali sonucunu doğurmuştur.</p>
<p>Nitekim 667 sayılı ilk KHK’den 678. KHK’ye kadar çıkarılan 12 KHK, konu bakımından darbe ile ve süre bakımından OHAL süresi ile sınırlı olmayan, kalıcı hukuksal düzenlemeler içermektedir. Bu KHK’larla kamu görevinden savunma ve etkili yargı hakkı tanınmadan haksızca çıkarılan binlerce insan adeta ”Medeni Ölü” haline getirilerek sosyal infaza tabi tutulmuştur.</p>
<p>Mevzuat yoluyla ve uygulamada yaşam hakkı ve işkence yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, düşünce, din ve inanç, ifade, örgütlenme, seyahat, toplanma özgürlükleri, çalışma hakkı ve mülkiyet hakkı, eğitim hakkı, ayrımcılık yasağı gibi pek çok hak ve özgürlükler alanında yoğun ihlaller yaşanmıştır ve yaşanmaktadır. Bu konulardaki sorunlara Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserinin ve Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu raporlarında da dikkat çekilmektedir.</p>
<p>Şöyle bir bilanço ortaya çıkmaktadır;  15 Temmuz sonrasında gözaltında ve cezaevlerinde 20 civarında insan yaşamını yitirdi. Çok sayıda insan işkence ve onur kırıcı muameleye tabi tutuldu. 41 bin kişi tutuklandı,  kamuda 122 bin kişi hakkında işlem başlatıldı, 87 bin kişi ihraç edildi, 35 bin kişi açığa alındı,177 medya kuruluşu kapatıldı, 10 bine yakın yakın gazeteci ve medya çalışanı işsiz kaldı, 144 gazeteci tutuklandı. 53 belediyeye kayyum atandı. HDP eş başkanları dâhil 12 milletvekili, binlerce il ve ilçe yönetici ve üyesi tutuklandı. 3 bin 750 sosyal medya kullanıcısı hakkında adli işlem yapıldı, 1656’ kişi tutuklandı, 10 bin kişinin dosyası da inceleniyor. Bankalara, fabrikalara, çeşitli şirketlere el kondu.1500’den fazla dernek, 15 üniversite, çok sayıda sendika kapatıldı.”</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekogundem.org/2017/01/10/selcuk-ohale-karsiyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
